YAYINLAR

Yaratıcılık, farkındalık ve özünü arayış..." 

Bu kitap uçsuz bir yolculuğun günlüğü... Anadolu’nun farklı yöre ve kültürlerini keşfederken, paralel süreçte iç dünyamızın henüz tanış olmadığımız patikalarında dolaşmanın, görme ve bakma alışkanlıklarımızı değiştirirken ben’in ezberini bozmanın, farkındalık ve yaratıcılığı gelişim süreçlerimize pupa yelken dolduruşun, terapi odasından yaratıcılığa ve doğaya açılışın seyir defteri... 

“Bir psikoloğun şahsi ve mesleki yolculuğu olduğu kadar mesleğinin-sanatının, yani psikolojinin ve psikoterapinin de yolculuğu... Leyla Navaro ve yol arkadaşları birkaç on yıl öncesinden başka türlü bir psikoterapi, eko-terapi ve sanat terapisi gibi doğaya da açılan ve oradan da beslenen bir kişisel gelişim yöntemi arayışına başlamışlar bile.” Dr. Zehra Cunillera

DEVAMI İÇİN TIKLAYIN >

Haset aslında gizli bir has(r)et olabilir mi? Haset ve rekabet sadece keskin ve yıkıcı yönleriyle mi yaşanır? Yoksa rekabet ivme kazandıran bir duygulanıma, haset ise bir ilham kaynağına dönüşebilir mi?

Bu kitap haset ve rekabetin yıkıcı dışa vurumları kadar, ivme kazandıran, geliştirici yönlerini de ele alıyor. Bu güçlü duyguların psikolojik kuramlarını, bireysel nedenlerini, toplumsal cinsiyet rollerindeki farklılıkları, bilinçli ve bilinçaltı savunmalarını tanımlayarak onların daha anlaşılır ve yönetilir hale dönüşmesini sağlıyor.

Sonuçta yazar, haset ve rekabetin yarattığı enerjinin kişiyi tüketmek yerine, gelişimini dstekleyen bir ivmeye dönüşebileceği savıyla okura bir yol haritası sunuyor.

DEVAMI İÇİN TIKLAYIN >

…ve Külkedisi kaçarken pabucu ayağından fırladı. Ertesi gün Prens ayağı bu pabuca sığacak genç kızı aramaya koyuldu. Ülkenin büütün kızları Prens tarafından beğenilmek için ayaklarını daha uygun, daha ufak hale getirme çabasına giriştiler…

İşte o gün bu gündür kadınlar ayaklarını erkekler tarafından belirlenmiş kalıplara sokmak için çırpınır durur, böyle yaparak erkeğin ‘Prensesi’ olacağını düşler. Zaman geçtilçe topallamalarının, ayaklarının sızlamasının, kendilerini depresif hissetmelerinin nedenlerini sürekli kendilerinde arayarak, bu arada ‘pabuç’un (kalıbın) ne denli geçerli olduğunu hiç sorgulamadan…

Erkekler ise elindeki ‘ayakkabıya’ (veya düşlerindeki kalıba) ayağını (kendini) sıkıştıracak kadını arar, ‘ayağı sıkışmış’ bir kadının ne kadar gerçek, ne kadar huzurlu, mutlu olup, mutlu edebileceğini bile sorgulamadan… Ve birlikte ‘yalınayak’ yaşayabilmenin özgür keyfinden habersizce…

DEVAMI İÇİN TIKLAYIN >

Kızgınlık ve öfke yakıcı ve yıkıcı duygulardır. Kişiyi hırpaladığı kadar, yakın ilişkileriyle çevresini de yakar, yıkar. Kızgınlık kadın ve erkeklerde çoğunlukla farklı yaşanır: toplumumuzda erkeğin öfkesini dışa vurması “erkekçe” bir davranış olarak kabul görür, hatta desteklenirken, kadın, dişiliğinden kaybetmek korkusuyla öfkesini bastırmaya, kızgınlığını ifade etmeyip kendine çevirmeye yönelir. Oysa ki ifade edilmeyen duygu ve düşünceler zamanla tahripkar bir birikim oluşturur, en olmadık yerde patlayarak kişinin iç dünyası kadar yakın ilişkilerini de yıkar geçer.

Bu kitap kızgınlığın belirtilerine, içimizden gelen duyum ve duygulara kulak vermenin önemini, kızgınlığımızı ifade etmenin yollarını ve bu tahripkar gücü nasıl olumlu bir enerjiye çevirebileceğimizi anlatıyor.

DEVAMI İÇİN TIKLAYIN >

Temeli aile olan yakın ilişki sistemlerini oluşturan biz, kadın ve erkekler, toplumca belirlenmiş cinsel rollerimiz, ailevi rol kalıplarımız içinde tutsak olup benlik kaybına uğrarız. Özgün düşünce ve duygu dünyalarımıza yabancılaşır, toplumun belirlediği rol ve yaşam biçimlerini sorgusuzca benimser, sisteme uyum sağlama adına gerçek benliğimizden uzaklaşırız. Bağlılık adına bağımlıklar kurar, ilişki kalıplarında benliğimizi kaybederiz.

Bu kitap toplumsal cinsiyet rollerinin dayattığı varoluş biçimleri ile ilişki kalıplarını irdelemekte, bağlılık adına kurulan bağımlılıklara değinmekte, aile bağlarındaki sadakat duygularını mercek altına almaktadır.

DEVAMI İÇİN TIKLAYIN >

Çatışmalar, kavgalar ve acı deneyimlere yol açan birçok sorunun kökeninde insanların birbirini gerçekten duymaması, duyamaması yatar. Duymak, sadece dile gelen sözcükleri değil, sözcüklerin arkasındaki duyguları da duymayı bilmektir. Yakın ilişkilerde gerçekten duymayı bilmek, pek çok potansiyel sorunun oluşmasını da engeller.

Duymak kadar, kendini ifade etmeyi bilebilmek de önemilidir. Özellikle çatışma durumlarında, karşı tarafı suçlamadan duygu ve düşüncelerini ifade edebilmek bir bilgi ve maharet işidir.

Bu kitap aile ilişkilerinde, özellikle çocukların gelişim çağında, sağlıklı iletişimin önemini vurgulamakta ve bu becerilerin yöntemlerini sunmaktadır.

DEVAMI İÇİN TIKLAYIN >