BLOG
27 Mayıs 2018
VEE IŞIK ÇATLAKTAN GİRER İÇERİ

Şirince, 27-29 Mayıs 2018

Özlediğimiz baharın tüm belirtilerini taşıyordu İzmir-Şirince yolu:  

Çimenlerin ortasından alacalı kırmızı etekleriyle pıtlayan gelincikler, çiçeğe durmuş kiraz ağaçları, yeşilin binbir tonuyla tepelere tırmanan bahar sarhoşu ağaçlar, minik dereler... Salkım Konak ise baharın tüm coşkusunu

bağrında sundu bize:   Yıllanmış kayısı ağaçlarının gölgesindeki ahşap sıralar, mavi pötikare örtülü masalar, iki tembel hamak, alabildiğine şeftali ağaçları, çeperinde papatyaların yeşil otlarla oynaştığı ahşap bungalovlar, ve bahçeyi sahiplenmiş iki görkemli horoz, tavuklar, kazlar, ördekler, afacan kediler, hüzünlü sarışın köpek, hatta iki art ayağının üstünden etrafını seyreden kara kulaklı tavşan... Çocukluğumuzun saf bahçesine geri mi geldik yoksa?!


Çalışmaya bir ısınma oyunu ile başladık.  Ahşap masaların üzerine serilmiş geniş kraft kağıda her katılımcı bir renk seçerek bir şekil çizdi.  Sonra da aklına ‘kusur’ ve ‘kusursuzlukla’ ilgili bir çağırışım yazıverdi. Diğer katılımcıların çağırışımlarından etkilendiğiyle de sözsüz iletişim kuruldu.  Renkler ve çağışımlarla bezenmiş kağıdı grubun ortasına yerleştirdik ve deneyimlerimizi paylaştık. Önce isimlerimizle başladık: her katılımcı kendi ismini söylerken, isminin baş harfiyle başlayan bir kelimeyi de ekledi:  örn. Ayşe/Ayna... Böylelikle isimler ve kelimelerle bir ortak masal örüldü ve tanışıklığın ilk adımları atılmış oldu. Kimi kelime ismin tamamlayıcısı, kimiyse o kişinin belirleyicisi oluverdi. Artık konuya girme zamanı gelmişti.


                                               “Çalın hala çalabilen zillerinizi

                                      ve kusursuzluğu unutun.

                                      Her şeyde bir çatlak var

                                      ve ışık çatlaktan girer içeri”


diyordu ya Leonard Cohen.  Peki neydi bu kusur? Ya da kusursuzluk?  Çevredeki doğada herkes bir kusursuz, bir de kusurlu gördüğü iki nesneyi aradı ve getirip gruba sundu.  ‘Kusursuz’ ve ‘kusurlu’ neleri temsil ediyordu? Hangi kavramları, ne gibi duyguları yaşatıyordu? Grubun paylaşımları hepimize farklı bakış açıları ve perspektifler kazandırdı.  Şimdi sıra ‘kusur’ ve ‘kusursuzluğu’ sanat malzemesiyle ifade etmeye gelmişti.


Çalışmanın tema’sını yansıtan ‘Çatlak’ ve Patlak’ adı altında dokuzar kişilik iki küçük gruba bölündük.  Çeşitli sanat malzemesi, kolaj ve doğa parçalarıyla yaratılan eserleri küçük gruplarımızda daha da derinleşerek anlamaya ve anlamlandırmaya yöneldik.


Bu kavramların yaşamımızdaki yerleri, nerelerimize değdiği, kimlerden öğrendiğimiz, rol modellerimiz?  Yaşamımızın hangi safhalarında önümüze çıkıyorlardı? Kusursuzluk diktasını kimden, nasıl öğrenmiştik? Ya ‘kusurlu’ olmak, ‘kusurlu’ görünmek kime, neye göreydi?  Paylaşımlar içten, samimi, gerçek! Birbirimizden esinlendiğimiz, düşündüren, bir yerlerimize dokunan, değen deneyimler.


Salkım Konağın sıcak kurabiye ve kekleri demli çayların yanında ruhumuz  ve midemize çok iyi geldi! Peşimizden görkemli horoz yüksek perdeden öterek tüm tavukları yanına çağırdı ve ahşap sehpada kalan kek ve kurabiye artıklarını bir çabukta bitirdiler.


Akşam yemeğinden sonraki yol yorgunluğu hepimizin üzerine çöküverdi.


Ertesi günkü mükellef kahvaltıdan sonra çalışmaya büyük grubun paylaşımıyla başlıyoruz: dünden kalanlar, kusur ve kusursuzluklar, mükemmelik arayışı nereye kadar??   Acaba bu duygu ve düşüncelerimizi bir masal kahramanı ile somutlaştırabilir miyiz? Her katılımcı bahçede kendine bir köşe belirleyerek hayali masalını yazmaya koyuldu.  Yönergeye göre her masalda bir hayali kahraman ve bu kahramanın bir ‘çatlak’ yaşadığı zaman birimi olmalıydı.


          Ve sıra çatlaklarda:  avuçlarda yoğurulan kil ile çatlağı temsil edeceğiz.

Kil yumuşak, uysal ve kıvrak, şekillenmeye el veriyor.  Ortaya çıkan eserler derinlikli, anlamlı. Her katılımcı masalını anlatırken, çatlağı temsil eden kille şekillendirdiği yapıtı da anlatıyor.  Şekillendirirken yaşanan düşünce ve duygular, çatlağın neyi temsil ettiği paylaşımların özünde.


Ali Nesin’in Matematik Köyünü ziyaret hepimizin zihnini ve ruhunu açıyor.  Şirince tepelerini izleyerekten katedilen toprak yolun ucunda gençlerin matematik ve felsefe ile haşır neşir olmalarını amaçlayan köy pek de hoş yapılanmış.  Geleceği ve umudu besleyen bu tür oluşumlar keşke çoğalsa! Bir düşünce ve ince zevk mamulu kütüphane zenginleşmek için kitap bağışları bekliyor.


Matematik Köyü’nden sonra Şirince çarşısı tüm düşünce ve duyguları dağıttı: kolyeler, küpeler, yüzükler dizi dizi...  Salkım Konağın akşam yemeği cömert ve lezzetli, ortamsa tüm duyuları doyurucu!


Pazar gününe küçük gruplarımıza dönerek başlıyoruz:  kusursuzluk, hayali masal kahramanımız ve çatlaklar... peki çatlaktan sonra ne oldu?  Masal kahramanımız bu çatlağını nasıl onardı? Ne gibi yollara başvurdu?


Paylaşımlar zihin ve ruhumuzun imbiğinden süzülmekte, yoğun ve etkileyici,... Yaşam çatlaklarından öğrenilenler, deneyimlerin katma değeri, peki ya ışık? dıştan içimize mi, yoksa içimizden dışa mı sızmak ister?  Karanlıktan mı, yoksa kendi ışığımızdan mı ürküyoruz? Güçlenmekten, güçlü ve yetkin görünmekten korkmak, kendini gizlemek, sesini duyuramamak, dıştan bakan gözlere göre kendini uyarlamaktan doğan yılgınlık, öğrenilmiş çaresizlikler, dış beklentilere göre kendini uyarlamaktan kaynaklanan yorgunluk, ben-sizlik... yanımızda götüreceğimiz farkındalıklar.


Ve çalışmayı tamamlayan kaleidoskopların (çiçek dürbünleri) yapımına geçiyoruz. Gördüklerimizi çoğaltmak, çevreye ve özellikle de çatlaklarımıza değişik perspektiflerden bakabilmek, kırık ayna ve camların bileşkesinden doğan farklı figürler, şekiller, bakış açıları...


Şirince’den ayrılma vakti geldi... Salkım Konağa giden toprak yolun kıyısındaki taş duvarın çatlaklarından gelincikler, ada çayları, yaban kekikleri fışkırmakta, “bakın, gelin, çatlaklar hayat dolu” dermişçesine...



3 Mayıs 2018

Leyla