BLOG
15 Temmuz 2016
HAYATIN TILSIMINI KEŞFETMEK
“Pencereyi kapatma, gök olabilir”… 

 Dalyan’da tılsım avına çıkmıştık… Acaba dalyanın mavi yeşil akan sularında mıydılar? Yoksa Kaunus antik kentinin harabelerinde mi? belki de Gökbel’in cihannumasına sığınmışlardı, ya da dolunaya ebelik eden yanık ney sesinin notalarında?? Tılsım avına çıkmıştık: tılsım neydi? Hangi tılsımı, kimi , ne arıyorduk??  

Kano Otelin salonunda gizlenmiş renkli tılsım kutularını arayıp bulmakla başladı herşey… aramaya, aranmaya, avcılığa çıkmıştık ya!… herkesin bir kutusu vardı artık, bulduğu, yarattığı tılsımları saklayacağı, üstelik taa Tibet’ten gelmiş tılsım kutularında… Sahi tılsım neydi? Ne arıyorduk? Ne bulacaktık? Ve nerede?? 

Sanat malzemeleri ile herkes kendi tılsımını çizdi, boyadı, simgeledi. ‘Efsun, Tılsım, Sihir ve İksir’, dört gün boyunca çalışılacak dört küçük ‘ev’ grubu! Neleri düşündüğümüz, hangi tılsımları çizdiğimiz, aradığımız, simgelediğimiz??..  

Akşam gün batımını Dalyan’ın kıyılarından balık, rakı ve meze eşliğinde izlemek herkese iyi geldi. 

Ikinci güne büyük grup çalışmasıyla başladık: acaba çevrede hiç tılsım içermeyen, sihir taşımayan neler vardı? Tılsımı olmayan nesnelerin arayışı… bulunan nesneyi ikili diyaloglarda kendine ve birbirine tanıtma? Neden tılsım içermiyor? Gerçekten de içermiyor mu? Acaba tılsım görmemize hangi engellerimiz var? Koşullanmalar, alışkanlıklar, öğretiler, iç ve dış konuşmalarımız?? 

Sanat malzemelerinin çeşitliliğini kullanarak engellerimizi resmettik, çizdik, boyadık, simgeledik. Hangi iç konuşmalarımız bizi durduruyor? Hangi alışkanlıklarımız? Kimin, kimlerin sesi, söylemi hala kulağımızda?? Yaptıklarımız, fazladan yaptıklarımız, veya yapmadıklarımız, cesaret edemediklerimiz, almadığımız riskler hangileri?? 

Öğleden sonraki çalışma yaptıklarımız ve yapmadıklarımızı listelemekti: grup paylaşımının gücüyle listemiz daha da çeşitlendi, farkındalığımız katlandı. Peki hangilerinden kurtulmayı yeğliyorduk? Ve engellerimizi taşlara yazdık, her küçük grup kendi yarattığı bir ritüel yoluyla engellerini mavi yeşil sulara atıverdi. Güle güle engeller!... 

Hafiflemiştik!! Artık Gökbel’e çıkma vaktiydi. İztuzu Caretta hastanesini ziyaretten sonra Gökbel’in cihannümasına doğru yola düştük. Ve bizleri zirvede bekleyen Nihat Tokdil’in gizemli neyi, Begüm’ün yanık sesi ve Kaya Bey’in şarap ikramıyla dolunaya ebelik etmek!!! Yoksa tılsımın zirvesine mi ulaştık??  

Dönüş yolunda ‘Kaya Beeeeyyy’ nidaları, sıcak gözleme siparişi ve otele varış. 

Üçüncü günümüz engellerimizin büyük grupta paylaşımıyla başladı. Ne kadar da çokmuş şu engeller: olumsuz iç konuşmalarımız, edinmiş olduğumuz kaygılar, “olmaz”lar, dış öğretiler, koşullanmalar, korkular, mükemmeliyetçilik kaygıları, alışkanlıklar, konfor alanları, 

Peki keşfe devam edelim: hangi kahramanlarımız var? Herkes kendine bir kahraman seçsin ve onu sanat malzemesi ile ifade etsin: Küçük balık Nemo, Küçük Prens, Heidi, He-Man, Twiggy, Simurg, Barış Manço, Charlie Chaplin, Bugs Bunny, Ange, Shira bunlardan birkaçı ve tabii ki kahraman Baba!! 

Küçük gruplarda paylaşım: bu kahramanlarınız sizde neyi temsil ediyor? Hangi özelliklerine sahip olmak isterdiniz? Belki de sahipsiniz??? Kimbilir??? 

Öğleden sonraki Dalyan ve İztuzu gezisi kafaları dağıttı. Akşam performansına hazırlık için iyi bir fırsattı bu: İçindeki sihirbazı keşfetmek!!! Herkes içindeki sihirbazı keşfedecek ve ikili üçlü gruplar halinde tüm gruba bir performans hazırlayacaktı. Heyecanlar tetiklendi, yaratıcılık doruğa yükseldi, kahkahalar en yüksek notalara ulaştı. 

Akşamki sihirbazlık performansları yaratıcılık ve eğlencenin doruğundaydı...  

Ve dördüncü güne yaklaştık! Yanında tılsımını götürmek: renkli teller ve sanat malzemesiyle kendi tılsımını yaratmak ve ona vermek istediğimiz anlamları yüklemek. Meğer telleri büke büke çalışmak, aralarına boncuklar katmak ve kendine tılsım yaratmak ne de keyifliymiş!… Dışarıdaki sağanak yağmura rağmen otelin fazlaca büyük olmayan salonunda hem sabah kahvaltısı, hem de sanat malzemeleri ile tılsım yaratmak biraz konforsuz ve zorlayıcı olsa da, grubun gücü ve yaratıcılığı tüm somut engelleyiciliğin üstesinden geldi. Yaratılan tılsımlar ve anlamları bizi bir zaman daha yüreklendirip yelkenlerimizi üfürecek artık…  

Çünkü pencereyi kapatmamayı, hatta açıp açıp göğü izlemeyi yeğliyorduk…