BLOG
09 Ocak 2017
BİR HASAT VAKTİ
Aydınlık ve güneşli bir soğuk Kasım günü 'hasatlarımıza' doğru yola koyulduk. Tekirdağ'ın verimli tarlaları dizi dizi, toprağın tüm kahverengi tonlarıyla sere serpe tepelere sırtını yaslamış, kış güneşinin denize yansıyan simli çehresine tezat...  Barbaros Bağ Evi davetkar, sıcak, misafirperver.  Önü ve arkası çepçevre bağlar alabildiğine uzanmış, kiminde hala sonbahar renklerini taşıyan alaca yapraklar, kimi sabırla baharı bekleyen bodur dallarıyla tellere tutunmuş, sıra sıra...ve geçmiş verimlerini ispat edercesine, orada burada birkaç mor neferiye...
 
Biz de hasatlarımızı gözden geçirmek istiyoruz, yaşam tarlalarımızı saptamak, ekinlerimizi görmek, yeşerenleri ve meyvelerini kutsamak... Grup devingen, neşeli, bakışlarda birkaç soru işaretiyle de olsa serüvene hazır.  Şömine harlanmış, kütük sehpalarda şarap kadehleri, mumlar ve ondokuz iskemle gelecek olan içten paylaşımları heyecanla bekliyor.
 
Hangi tarlalarımız var? Aile, iş, arkadaş, sosyal, sorumuluk, keyif?? Hangileri ne renk? Ne boy? Ne tür tohumlar ektik? Hangi ekinleri ekip biçtik?  Kağıtlar, kartonlar, renkler, boyalar, kolajlar!  Herkes kendine bir köşe bulmuş, tarlalarına gömülmüş, hararetle çalışıyor. İkili, üçlü paylaşımlarda konu daha da zenginleşip derinleşiyor, farkına varılan ve varılmayan tarlalar, kullanılan ve henüz kullanılmayanlar, ekilen ya da ekilmeyi beklenenler...
 
Aaa, akşam mı oldu?? Şarap eşliğindeki leziz mönü kafaları dağıtmaya namzet.  Sohbetler koyu, kahkahalar şarap bardaklarının çınlamasıyla rekabette.  Yine de çalışmanın temposuna yol yorgunluğu da eklenince uyku vakti gecikmiyor, kaldı ki ertesi sabah, güne sessiz yürüyüşle başlayacağız.
 
Sabahın erken suları! Kasım soğuğuna rağmen güneş cömertçe tepeleri ısıtıyor. Günü karşılarken yumuşak toprağa basmak, doğanın nice gizemli sesini ve kendini dinlemek, bağlardaki ince ayrıntıları görmek, elinde birkaç neferiye, tarladan kırmızı biber ve tohuma kaçmış patlıcanla dönmek, odun ateşinin sıcak kokusunu genzine çekmek... bunlar kent yaşamında unutulmuş lezzetler. Bağevi'nin zengin kahvaltı sofrası güne eşsiz bir başlangıç: köy ekmeği, tereyağ, bal, kaymak, yumurta, sucuk...
 
Ve şimdi tarlalarımıza dönelim! Ekinlerimiz, hasatlarımız, ekmek, biçmek istediklerimiz... 'Kırmızı' ve 'roze' olmak üzere iki ayrı grupta çalışıyoruz. 'Tarlalar deşilip' konular derinleşiyor.
 
Gelelim ayrıksı otlara! Hangi ayrıksı otlarımız var? Yollarımızı hangi 'tıpa' lar kesiyor? Ekinlerimiz ve hasatımızı neler engelliyor?  Ayrıksı otlar keskin, düşündürücü, kimi zaman zorlayıcı.  Ne gibi çözümlerimiz var?  Yolumuzu tıkayan tıpalarımızla ne yapmak isteriz? Ayrıksı otlarımızdan nasıl arınırız? Paylaşımlar derin, kimi zaman can alıcı, ancak grubun dostane desteğiyle derinlik kazanıp zenginleşiyor.
 
Akşam üstü, bağevinin mahzeninde şarabın imalat inceliklerine vakıf oluyoruz.  Seçilen toprağın dokusu, bağ fidelerinin kökeni, güneş ve rüzgarın etkileri, hasat vakti şaraba dönüşecek üzümlerin kalitesini arttırmak için üçte ikisini heba etmenin incelikleri, imbikten geçen üzüm suyunun ısısı, fıçı yapımında kullanılan meşenin kalitesi, meşe ile şarabın vazgeçilmez ilişkisi, bilgilenmenin ötesinde, hasat temamızın etkileyici metaforları.
 
Sıkı bir kahvaltıdan sonra, güne çıplak incir ağacının çevresinde başlıyoruz.  Ağacı bahara hazırlamak!  Çıplak incir, yamaçlardaki nice tarlaya nazır, kollarını göğe uzatmış adeta bir heykel! Meyvelerini yedirmiş, yapraklarını çoktan güz rüzgarına teslim etmiş, kış soğuğunu çıplak ve vakur bekliyor.  Aaaa, o da ne?? Çıplak dalların ucunda minicik tomurcuklar göğe doğru, yeni yetme ve yeşil.  Hiç beklenmezdi!  Meğer ağaç bahara hazırlanıyormuş!. bizler de tüm dileklerimiz, özlemlerimiz, arzu ve isteklerimizle ağaca eklemleniyor, tohumlarımız ve dileklerimizi geleceğe uzatıyoruz.  Çıplak incir grubun dilek ağacına dönüştü, renkli kurdeleler rüzgarın kollarında uçuşurken dilekler de göğe savruluyor.  Çıplak incir gelin gibi süslenmiş, gülümsüyor, sanki ebediyen orada öylece kalacakmış gibi...
 
İşte şimdi boş tarlalarımızı tohumlama, ekme vakti.  Sanat malzemesiyle, fazla da düşünmeden yaratıyoruz, çünkü kimi zaman bilincimiz ve bilinçaltımız aklımızdan önde gider.  Sanat malzemesi ise bunlara tercümanlık eder.  Ne tür projeler? Hangi istekler? Tarlalarımızı dürerken kendi arzu ve ihtiyaçlarımıza da yer açıyor, yanıt verebiliyor muyuz? Hangi tarlalarda nasıl daha da gelişip büyüyebiliriz?
 
Paylaşımlar derin, içten, anlamlı... Veee tabii ki hasatlarımızı taçlandırma vakti geldi.  Herkes kendine bir taç yaratıyor, dallar, çiçekler, yapraklar, üzümler, kumaşlar, simler...  Sonra da tacını gruptan kimin başına koyacağına karar veriyor.  Ve ekinler tarlasında uzun ve duygu yüklü bir yürüyüş, grubu çok yanında ve çok destek hissederek.  Evet, hasatlarımızı kutsamayı bilmek, onları onurlandırmak, kutlamak gerek.  Roze şarap dolu bardaklar gözyaşı ve kahkahalarla harmanlanmış, çınlıyor...
 
Hasatlarımızı dürdük, şimdi yeni hasatlara doğru yolu çıkıyoruz...