BLOG
01 Haziran 2017
AAAHHH! ŞU BENİM ÇİNGENE RUHUM
Kocabahçe, 25-28 Mayıs,2017
Çingene ruhlarını aramaya çıkmış yirmisekiz kadın güneşli bir Mayıs sabahı yollara düştü. Yerden, gökten, karadan, denizden, varolan tüm mesafeleri hiç üşenmeden katederek Kocabahçe’nin besleyici koynuna giriverdiler. Bozburun’un tepelerine sırtlarını yaslayıp yüzlerini güneşe ve engin denize doğru çevirdiler. Nerelerdeydi ki o çingene ruhları, o fütursuz özgürlük, o umarsız neşe, o yalın dişilik? Evet! Alıp başlarını gitmişlerdi işte, yok işti, eşti, çocuklardı, ebeveynlerdi, bırakılamaz sanılan nice sorumluluklardı? Evet! hepsini geride bırakıp da düşmüşlerdi ya yollara, en azından kendi gibi düşünen, kendi gibi araştıran, soruşturan diğer ruhlarla birlikte...
Kocabahçe ana rahmi gibi, kucaklayıcı, doyurucu, dingin… yamaçlara doğru tırmanan yabani incirler, ulu fıstık çamları, iri muz yaprakları, selvi boylu ‘çingene’ çiçekleri, ve oraya buraya serpiştirilmiş cibinlikler albenili; çadırlar, koltuklar, rengarenk bungalovlar, ahşap iskele ve gün doğumunda kendini göl sanan deniz… Mayıs güneşi ılık, uzun yemek masası davetkar, sıcak köy ekmeği doyurucu. Toprağa birebir basabilmek, yalın doğayı hissetmek, ilkyazın ılık güneşini solumak, koşturmacalı yaşamın külfetli yüklerinden ufak ufak arındırmakta ruhumuzu…
Neden geldik ki buralara? Çingene ruhlarımız neyi arıyor? Nelerin peşinde, neyin özlemindeyiz? Paylaşımlar çoğul, serbest çağırışımlar bereketli! Ortaya konan büyük kağıda kaydedilen kelimeler uyarıcı: özgürlük, göçerlik, toplum dışı olma hali, neşe, umarsızlık, müzik, dans, cinsellik, dişilik… Kimi hissettiğimiz, kimi düşündüğümüz, kimi de düşündüren, zihnimizin ufuklarını esneten kelimeler, kavramlar… Hiç de dolmayacakmış gibi duran kocaman kağıt çağırışımlarla doldu taştı bile! Eh! artık günün batımıyla birlikte efkarlanma saati de geldi! Akşam yemeği, bir kadeh şarap, elde bir rakı ve teker teker göz kırpan yıldızlar… Gece usulca koya konarken sahilde yakılan ateşin etrafında buluşma zamanı…

Tan vakti Qi Kong’a uyanmak insanı zinde hissettiriyor! Sabah güneşi Bozburun tepelerinden başını uzatırken çevre ve doğayı sessiz bir yürüyüşle keşfetmek, beden ve zihnini şimdi ve buraya getirmek, adaçayı ve kekiği yakından koklamak, deniz tuzuna uyanmak… Oysa ki sıcak köy ekmeğiyle sıkı bir kahvaltının ardından çingeneliğe çok hızlı ve beklenmedik bir girizgah var: O da ne?? Rengarenk albenili etekler ağaçların dallarında, yaban incirlere, çamaşır iplerine mandallarla asılı, alıcılarına arsızca göz kırpmakta... Vayy! Kapanın elinde kalacak! Tez davranmak, beğendiği, arzu ettiğine ulaşmak, başkasından önce koşmak, etekleri çekiştirmek var. “Çingene kavgası mı yapacaz şimdi?” Hani çingene ruhlarımız?? Şehir kibarlığının tutsaklarından sıyrılmak ve arzu ettiğinin peşinden koşmak mı? Yoksa arzusundan vazgeçip ‘cici kızları’ mı oynamak? Neyin ve kimin adına? Veee etekler bellere kuşandı, albenili eşarplar da saçları bezedi. Bu ne renk cümbüşüdür !? Bakmaya doyamıyor insan…
Çağırışımların kağıdı tekrardan grubun göbeğine yerleşti. Eklemek istediklerimiz var mı? örn. Kavga? Çekiştirme? Atışma?? Şimdi kağıttaki çağırışımlardan kendimize yakın gelenlerle ifadelerimizi çoğaltacağız: işte sanat malzemeleri, boyalar, kartonlar, ipler, kolajlar, doğa yerleştirmeleri… herkes yaratıcılığı ile kolkola: ifadeler düşündürücü, uyarıcı, çoğul, ilham verici… Uzun bir çalışmadan sonra tüm grup hep birlikte, kısa molalarla çingene ruhların bireysel güzergahını dinliyor, esinleniyoruz.
Öğle yemeğinden sonra üç gruba bölündük: Çin, Ge, ve Ne! Her grup kendi içindeki paylaşımlarla git gide derinleşiyor. Çizimlerin neleri ifade ettiği, hangi çağırışımların öne çıktığı, bireysel güzergahlar paylaşılıyor. Gruplar kenetlenmiş, etkileşim yoğun, paylaşılan derin duygulara destek ise sahici ve vazgeçilmez.
Bu yoğun çalışmadan sonra tekneyle Hisarönü’nü keşfetmek ruhumuza iyi geldi. Kameriye Adasındaki eski kilisenin mozaikleri, orada evlenmeyi yeni seçmiş çiftin düğün süsleri, oyunbaz keçiler; Dirsek Bükü’nün çini mavi suları zihnimizi serinletiyor. Akşam yemeğinden sonra yakılan ateşin etrafında Goran Bregoviç müziği herkesi çoktan havaya soktu!. Oynamamak mümkün değil! Ya o çingenelik parodileri? Yanaklarımız patlarcasına gülüyoruz. Kocabahçe çingene ruhlarımızı coşturan kocaman bir amfiteatra dönüştü.
Güne başlamak için şu Qi Kong’a müptela olmak da işten değil!! Oysa ki denizde yüzmek de çok çekici… Üçüncü günün sabahına küçük grupların devamıyla başlıyoruz. Paylaşımlar daha derin, daha da anlamlı. Neleri kaybettik? Nelerden arınmak istiyoruz? Güzergahımızın geleceğine acaba neler eklense ?? Birbirimizden neler öğreniyor, nelerden esinleniyoruz?
Ve işte performans zamanı geldi: Çingene Alayı!!! Her küçük grup kendi çingene masalını yazacak ve diğer gruplara sunum yapacak. Çin, Ge ve Ne grupları harıl harıl çalışıyor, performanslarını hararetle hazırlıyorlar. Merakla bekliyoruz…
Öğle yemeğinden sonra artık Kusturica’ya nispet: “Çingeneler Zamanı”! Göz alıcı, alacalı, bol gürültülü bir ‘Çingene Alayı’ oynak müzik eşliğinde Kocabahçe’yi adım adım katederek ahşap iskeleye doğru ilerlemekte… Civarda yatan tekneler rehavetlerini silkeleyerek seyre düştü!. Tepedeki keçiler bile sivri kayalara tünemiş meraklı gözlerle olanı biteni izlemekte… Bregoviç’in müziği baştan çıkarıcı! Ahşap iskele coşku ve kahkahayla inliyor. Kocabahçe Kocabahçe olalı böyle cümbüş görmedi! Herkes olağanüstü güzel, herkes oyunbaz, yüzler parlak, kahkahalar gevrek, yaratıcılıksa doruklarda…. İnanılmaz enerji dolduk!
Ve işte Kocabahçe’deki son sabahımız. Ahşap yoga platformunda buluşuyoruz. “Ver/Al” oyunu! Herkes kendi evinden getirdiği bir nesneyi ambalajlı haliyle ortadaki örtünün altına koyuyor. Sonra çekim başlıyor, kimin hediyesi kime çıkmışsa, hediyenin sahibi o nesnenin hikayesini anlatıyor. Sade bir değiş tokuş bu denli mi anlamlı olur? Görülmez yakınlık ipleri yeni baştan örülmekte…. Bu çalışmaya neden geldik? Heybelerimizde neleri götürüyoruz?
Ve Kocabahçe’den ayrılma vakti geldi. İki çatana bizleri valizlerimiz, düşlerimiz, dostluklarımız, hatıralarımızla birlikte topluyor. Germe koyunda bekleyen minibüslerle günlük yaşamlarımıza doğru yola çıkıyoruz. Zengin hatıralarla dolup taşan bir koyu arkamızda bırakaraktan… 
Söylentiler o ki çingeneler kendilerine VATZAP adında bir panayır yeri kurmuş, yerde mi gökte mi nerede olduğu belirsiz?  Ve oralarda buluşup oynaşmaya devam ediyormuş! Ahh şu Gacılarrr! ;-)))
Leyla, (Haziran 2017)